Bülent Bilirgen Bayram

Bülent Bilirgen

23 Nisan 1920 bir milletin tekrar dünyaya gelişinin, bağımsızlığını tekrar haykırışının resmi olan ilk günü. Bugün bizler sokakta özgürce gezebiliyorsak, bir ülkeye ait olduğumuzu söyleyebiliyorsak başta büyük önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarının ve o günlerde canını bu ülke uğruna vermişlerin hakkı ödenmez kuşkusuz. Başkomutanımızın geleceğimiz olan çocuklara armağan ettiği bu gün hepimize mutluluk ve umut getirsin. Ayrıca, 23 Nisan günlerinin benim için ayrı bir önemi var. Tam 41 yıl önce Allah rahmet eylesin sevgili dayım beni elimden tutup kelime ile tarif edemeyeceğim önemdeki yapının içine soktu. 23 Nisan 1978 günü İnönü Stadı’nda ilk maçımı seyrettim. Ankaragücü’nü 3-0 yenmiş idik ve 2 gol Paunoviç atmıştı. Ne şans önümüzdeki hafta da aynı takım geliyor mabede ve İnşallah sarıların deplasmana kayıpsız gideceğiz.

Evet Beşiktaşlı da mutlu ve umutlu. Nihayet düzen bulundu. Dünkü maçın ilk yarısında çok statik kalınsa da en azından özlediğimiz pas oyununa geri dönüldüğü ve kurtuluşun topun bizde kalması sayesinde olacağı anlaşıldı. Yönetimsel problemlerin detaylarını bilemem ama benim için bu geç kalınmışlık Şenol hocaya yazar. Bu satırlarda iki seneyi aşkın bir süredir Talisca ve Quaresma ikilisinin hamle oyuncuları olması gerektiği, ekstra işleri ekstraya ihtiyaç olduğunda ortaya koymaları gerektiğini yoksa takım bütünlüğüne ve akışkanlığa zarar verdiklerini yazdık durduk. Tabii ki kimseden iyi bilemeyiz ya da ulema değiliz ama bazı şeyleri dışarıdan da görebiliyor taraftar. Örnek mi? Soralım, son haftalarda Gökhan Gönül’ün bu kadar yıldızlaşmasını neye bağlıyoruz? Sadece o kulvardan bindirdiğinde önüne top yuvarlanmasına mı? Hayır tabii ki. Bu adam lider özelliği olan ve sağ bekten oyunu kuran, şekillendiren adam. Eğer önündeki açık içeri hareketlenen ve gerektiğinde ona asistanlık yapan kötü bir Lens bile olsa bizdeki sağ bekin henüz Türkiye’de eş değerinin olmadığı ortaya çıkıyor. Ya atılan duran toplara ne demeli? Kornerler, frikikler? Ya akan oyuna? Yapılan orta sayısının normalleşmesine? İyi de soruyorum bunlara ulaşmak için evladın sakatlanmasını mı bekleyecektik? Neyse gidenin arkasından çok da konuşulmaz. Konuşmayacağım. ‘Neden Rıdvan’ı değil de Necip’i oynattın, Necip ne yaptı? Onun yaptığını bu genç yapamaz mıydı?’ demeyeceğim. ‘Lens’e 85 dakika ne diye dayandın? diye sormayacağım.

Takımda ilk yarıda aksayan yerler çok idi. Kagawa temposuz olunca Dorukhan’ı dağıttı ve kendi ile mücadele eder gibi oynadı genç oyuncu. Orta saha çok aksayınca Adem orayı dörtledi, Lens de nereye savrulduğu belli olmayınca sistem bozuk bir 4-4-2’ye evrildi. Aslında ikinci yarı Kagawa yerine Güven’nin girmesi bari bozuğunu değil düzünü oynayalım amaçlı idi biraz da. Tabi sol beksiz oynamak bu seviye maçlarda tek kanadı kırık kuşa çeviriyor takımı. Özetle ortaya kalite adına hemen hemen hiçbir şeyin koyulmadığı bir 90 dakika seyrettik. Bunun yanında ikinci yarı başta Atiba, Vida, Gökhan Gönül ve Adem’in gayreti Burak Yılmaz’ın çok istemesi ve attığı son saniye üçlüğü ile inanılmaz değerli bir 3 puan geldi. Burak Yılmaz demişken yine okuyanlar bilir ki alınmadan önce de aynı şeyler yazıldı bu satırlarda. Futbolcuya küsüp takım yuhalanmaz, armadan vazgeçilmez, oyuncu hata yapmışsa ikinci bir şans verilir, kullanırsa alkışlarsın kullanamaz ise zaten silinir gider dedik. Adam kullandı. Bayram gününün en büyük özelliği küskünlerin barışmasıdır. Şimdi sadece Burak yüzünden başta sitemizin yazarlarından Zafer abi ve diğer tüm küskünlere geri dönüş çağrısı yapalım. Bu takım hepimizin ve sonuna kadar destek olmak zorundayız. Bu sene ister ikinci, ister şampiyon, isterse 4. bitirsin takım, yeter ki dünkü 2. gol gibi sevinsinler, gönül versinler bu işe.

Son olarak Galatasaray ve Başakşehir takımlarının geçen hafta atışmalarından sonra bu hafta olanlara değinmeden bitirmeyelim. Türk futbolu hiçbir zaman temiz olmadı ne yazık ki. Yıllarca 3 büyükler Anadolu takımları karşısında kayrıldı. Galatasaray ve Fenerbahçe takımları üç büyükler içinde çok fazla desteklendi. Alınan şampiyonluklarda kimlerinki temiz kimlerinki kirli hemen hemen herkes biliyor ve bunu yapanların en büyük maşaları da hakemler. Artık VAH sistemi ile bu yaptıklarını kamuoyuna sunum şeklinde de anlatıyorlar ve bundan da hiçbir utanma ve gocunma duymuyorlar. Şimdi bu sene iki camia kapışıyor. Birinin derin bağlantıları ve bu işlerin ordinaryusları olması diğerinin de çok yukarılara direkt bağlantısı olması sebebi ile her şey çok çıplak. Aslında savaş filmi ama bizim camia için tam bir komedi hem de karasından. Yekten söyleyeyim, yapacak da çok bir şey yok. Düzelmesi öyle kolay değil. İnşallah çok da midemiz bulanmadan biter.