Bülent Bilirgen Algı

Bülent Bilirgen

Pazar günü klasik bir derbi hazırlığı var. Galatasaray, kendi bildiği oyunu oynayacak belli ki. Hatta oynamaya başladı bile. Öncelik ile kendi içlerinde inanılmaz bir doldurma operasyonu peşindeler. Yok Hüsnü Güreli Beşiktaşlı imiş, yok hakemler ve federasyon bunlara karşı imiş. Digitürk’ün dün akşam ki uyduruk ödül gecesine katılmamaları bile operasyonun bir halkası. Kendilerini mağdur gösterip kendi topçusuna artı bir motivasyon yaratırken bir yandan da hakemler üstüne baskı oluşturmayı amaçlıyorlar.

Gençler bilmez, Mesut Yılmaz, Haluk Ulusoy, Mehmet Ağar gibi çok iyi Galatasaraylılar’ın güçlü olduğu dönemlerde dahi, bu İmparator diye çağırdıkları hocalarının en büyük motivasyon aracı duvarlara aleyhlerine yapılmış gazeteleri yapıştırmak olduğu söylenirdi. Sanki Ahmet Çakarlar, Vahap Beyazlar’ın destekleri yetmezmiş gibi. Ayrıca kendilerinin hoşlanmadığı şeyleri söyleyen, yazan gazetecilere inanılmaz bir baskı ve galiz laflar ederlerdi. Koskoca imparatorun Osman Tanburacı’nın bıyıklarına neler hissettiğni ben burada anlatamam ama bir araştırmanızı öneririm, tabi 18 yaşından büyük iseniz. Hadi O kadar uzağa gitmeden gazetecilere söylenen "onu çekme, bunu çek" cümlesindeki "bunu’" kelimesinin karşılığına da bakabilirsiniz.

Neyse bugüne döndüğümüzde kulubün esas sahibi Galatasaray liselilerce kovulmuş devrik başkanları bile yok "hakemleri kura ile belirleyelim", yok "Şenol Güneş TFF Başkanı ile biraraya geldi"s gibi basit ama bu ülke dinamikleri için etkili cümleler kurup algı yaratmaya devam ediyorlar, tarihlerindeki diğer aktörler gibi. Bunların uzantısı olarak Pazar günü ilk 15 dakika ağızlarından köpükler fışkıran bir rakip bekliyorum karşıda. Her düdüğe itiraz eden hakemin üstüne koşuşturan kurulmuş bir oyuncu topluluğu. Bunun yanında kenarda, hareketli kameraya değişik bir ilgi duyduğuna şahit olduğumuz Hasan Şaş ve meşhur hocasının şovları ve tabii ki hafta boyunca dolmuş her şeye itiraz eden tribündeki güruh. Tüm bunlara karşılık ezilip bükülen, eğildikçe eğilen bir hakem. İşte bu noktada senin ne yapacağın önemli. Yekten söyleyeyim, tarihte hiçbir zaman Galatasaray deplasmanı temiz olmamıştır.

Ben böyle iki tarafın da iddialı olup da gidip yendiğimizi hiç hatırlamam. Sadece 90’lı yılların başında şampiyonluk maçında 0-2'den 3-2 yenmiştik Ali Sami Yen‘de ama o zamanlarda stat yarı yarıyaydı ve muhteşem bir tribünümüz vardı o gün. Sahada Metin, Ali, Feyyaz da olunca hakem bile ağzı açık seyretmişti bizi. Bugün de bence doğru oynatıldığı takdirde çok daha iyi bir takımımız var. Sahanın performans tarafında iyi değil, çok iyi olmak birinci şart.

VAH sistemi keyfe keder kullanılsa da en azından bir destek tarafsızlığa ulaşmak adına. Yani ofsayttan gol yemek ya da attığının olmayan ofsayt diye değerlendirilmesi çok zor. Eh penaltı ve direkt kırmızı kartlarda da eskiye göre çok daha iyi durum. Geriye sahada hakemin provakasyonuna yani ince ince doğramasına psikolojik olarak hazır olmak gerekiyor. Daha önceki hakem abilerinde olduğu gibi buna da sefer görev emir geldi ise çift sarıdan oyuncu atmak hakemin aklındaki en önemli oyun planı olacaktır. O yüzden itirazlar ya da hafif üstü faullere dikkat. Yani topa/rakibe karşı düşük agresyon ile oynamak mecburiyetindesin. Derbi maçında bu kadar kibar oynayıp maç almak ne kadar kolay onu göreceğiz. Tabii ki bu yazdıklarım ben ve benim gibilerin hayatı boyunca yaşadıklarının, şahit olduklarının etkisinin bir dışa vurumudur. Kim bilir belki de yanılırım ve kim kazanırsa kazansın Hakkı’nın Şeref’in galip geldiği bir maç olur. Pardon düşündüm de olmaz, o zaman karşı tarafa haksızlık olur.