Melike Ulus Gel, ne olursan gel!

Melike Ulus

Beşiktaşlılık; aşktır, tutkudur, farktır, farklılıktır ve en önemlisi de bir yaşam tarzıdır. Fedayı, cefayı, sefayı ve vefayı en iyi bilen, bunları da en derininden yaşayabilendir.

Bir duruşu vardır ! Haksızlığa karşı durur, dürüstlüğü düstur edinir, şerefinden ödün vermez, ahlak olmazsa olmazıdır.

Aynı zamanda yufka yürekliliktir Beşiktaşlılık. Muhtacın yanında, zalimin karşısındadır. Aman diyene ilk koşan, zulüm edene ilk başkaldırandır. Kanatlarının saramadığı, yetemedği kimse yoktur.

Yüce gönüllüdür !

Ondan değil midir, Hz. Mevlana’nın, “Gel, gel, ne olursan gel” sözünü yedi düvele "Come, come. Whoever you are” diye duyurması? Yine ondan değil midir, “Come to Beşiktaş” diyerek herkesi davet edip, bu yücelikle tanıştırmayı istemesi?

İşte herkese kapıyı açan bu Beşiktaş, hata insanca, affetmek ise kutsalca bir iştir diyerek Burak’a da kapılarını açtı. Ne de olsa her insan ikinci bir şansı haketmeliydi. Beşiktaş, hem bu şansı verdi hem de o yüce gönlüne kırgınlığını gömdü.

Çünkü Beşiktaş, sadece duygularla yönetilmiyordu. Her daim başarının kovalandığı bir spor kulübüydü nihayetinde. Ve bu kulübün başarıya gideceği yolda, en önemli adımı eksikti. En son Aboubakar’ı kiraladıktan sonra, bir daha forvet yüzü görememişti. Olan da, güzel paralar geldi diye gönderilmişti. Ama o paralarla da gol atabilen bir forvet almayı becerememişti. Ve bir kumar daha oynayacak ne lüksü ne de zamanı vardı. Bildiğini, tanıdığını, üstüne üstlük hocası tarafından kefil bile olunan oyuncuyu getirdi ve dün akşam da ilk karşılığını aldı. Tepkiler tribünde bitse de, gereğinden fazla destek verilmiş olsa da, bu destek Burak’ın mahcubiyetini gideremedi.

Çünkü Burak da biliyordu Beşiktaş’ın nasıl bir kulüp olduğunu ! Escude’ye yaptığını ancak o formalarla yapabileceğini ! Aynı şeyi Beşiktaş’ın lehine bile yapsa asla kabul görmeyeceğini ! Yaptığının yanlış olduğunu, telafisinin de zor olduğunu ! Bu telafinin de ilk adımının, artık üzerinde taşıdığı şanlı formanın ağırlığını kaldırabilmek, ikinci adımının da o formaya leke getirmeden özlenen forvet gollerine doyurmak olduğunu ! Kendisine kefil olan hocasının yüzünü yere eğmeyeceğini ! Taraftarıyım dediği takıma layık olacağını !

Aksi takdirde; benim gibi içine sinmeyenlere, bir türlü kabul edemeyenlere, derdini anlatacak Burak değil de onu getirenler olacağının farkında olanlar, bu vebalin ağırlığını kaldıramazlar...

Akşam ki maça gelirsek; özlenen oyun, özlenen forvet ile gözümüz, gönlümüz bayram etti. Sevsek de sevmesek de, takım, forvet yaratıcılığı ile golleri buldu. Güven’in şimdiden güven vermesi, Dorukhan’ın yükselen değeri, Adem’in mükemmel performansı,, Adriano’nun kalitesi, defansın uyumu, Lens’in katkı sağlaması ve en önemlisi gol yemeden biten bir maç ! İşte bunlar özlenenlerdi. Gönüllerden tek geçen ise, Atiba gerekirse bastonla oynasın, yeter ki Beşiktaş onsuz kalmasındı...