Bülent Bilirgen Hasta la victoria siempre

Bülent Bilirgen

Yok öyle şimdi hocaya sallamak. Skor taraftarlığı en kolayı. Bu satırlarda "hoca değişmeli" diye hemen hemen her yazımda yazarken ya da birçok tanıdığım ile sağda solda konuşurken yemediğimiz laf kalmadı bazı çevrelerden. Benim gibi birçokları da var. Bakıyorum "şimdi bize başka hoca mı var?" diyenler isyan eder, sayın Güneşi’n en yanındakiler bir anda kendisine sallar olmuş. Neymiş efendim, yok ilk yarı sonunda 3 oyuncu çıkartacakmış, yok 3-1 iken oyuna müdahele edecekmiş, yok Ozi ve Medel girmeliymiş, yok Pektemek neymiş, girer miymiş? Evet hanımlar, beyler geçelim bunları. Senin hocan bunların hepsini gayet iyi biliyor da yapamaz. O kadroyu ne hale getirdiğini senden benden iyi biliyor, merak etmeyin. Daha makro bakalım biz. Planlı bir şekilde bitirilmiş tribün, egodan şişmiş ama hiç de camiası tarafından sallanmayan bir başkan, düzene esir olmuş, kendini hiç geliştirmemiş, aklı milli takımda bir hoca, Beşiktaşlı işadamı diye ortalarda caka satan ama "gel şu yönetimi al eline" dedin mi kaçacak delik arayan muhalefet. Durumumuz budur. Yani anlayacağınız, 3-0'dan 3-3'e gelen kalitesiz ama tarafsıza zevkli gelen maçtan daha fazla üzülecek konularımız var. Çözüm ile ilgili nacizane önerilerimi sona saklayıp bu maç ile ilgili bir iki kelam edelim.

Öncelikle bu kadar tempolu başlıyorsan en az 2 gol bulucan ki yorulduğun zaman koruyabilesin. Sen ise ilk yarıda çok kötü oynadığın dönemde 3’ü buldun. Beşiktaş futbol takım yapısı koş, kap, bitir, gel futbolu oynuyor. Tabi bitir kısmı basketbol gibi olmadığı için bir yerde tıkanıyorsun. Bu tip takımların çoğu maçı karşılıklı gol biter. Bu futbolun aksini oynayan 2016 Beşiktaş’ı olsa idi yani topu kendinde tutan, hızlı ve tempolu pas trafiği ile sonuca giden takım, ikinci yarı 5-6'yı bulurdu. Ya da Fenerbahçe’nin karşısında Başakspor olsa idi kendileri için facia ile sonuçlanabilirdi karşılaşma. Beşiktaş’ın oyun ve oyuncu kalitesi düşük paslı oyun için olabilir. Ama buna karşılık kapandı mı açılmayacak, kemik gibi bir defansa sahip olman lazım ki gol yemediğin maç sayısı çok olsun. Tabi bu düzende 8-9 puanlık bir kaleciye de ihtiyacın var. Bu defansif kaliten, bu kalibre kalecin var mı ? Ee o da yok. Yani yazdıkça nasıl tipik bir orta sıra takımı haline getirildiğimiz geliyor aklıma, kan beynime sıçrıyor. Kaleciden sıtkım sıyrıldı. Çok korudum, pişmanım. Stoper Mirin ile ilgili hayal kırıklığı yaşıyorum. Adriano EYT başvurusu yapmış. Lens’i görmek dahi istemiyorum. Güven bu gelişim hızı ile seneye, bilemedin bir sene sonra Bursa, Konya gibi orta sıra takımlarda bulur kendini. Dorukhan için görüşüm hala aynı, kötü takımda iyi görünüyor. İyi takımda ne olur? Soru işaretim var. Kagawa bu ülkeye fazla. Valencia, Sevilla, A.Madrid gibi başaltı bir İspanyol takımında seyrederiz kendisini. "Burak Yılmaz gelmesin" diyen arkadaşlar online mı? Geçen sene gelse 4. olmazdı bu takım. Ayrıca "o sahtekar gelmesin" diyen tayfa ilk golde beleşten aldığı faulden sonra atılana sevindiniz mi? Doğrusu sevinmektir. Futbol sahasında olanlar bir oyundur. Oyunlarda birbirini aldatmalar, kandırmacalar olur. Bu kimseyi sahtekar, emek hırsızı yapmaz. Neyse dağılmasın konu. Gökhan Gönül kardeşimize bir iki çift laf. Önce olumlular. İlk yarı çok iyi oynadı, ilk iki gole doğrudan etki bir sağ bek için inanılmaz. Attığı golden sonra sevinmemesi de kendisine dolar atan sarılara iyi bir mesajdı ama söyliyeyim yerine ulaşmamıştır. Çünkü karşı tarafın bu tip mesajları aldıkları kutuları yok. Olumsuz tarafı ise sakatlık ile ilgili. Öyle bir sürüncemede bıraktı ki çıkacak mı, çıkmayacak mı sorusu yüzünden oyuncu değişiklikleri zamanlamasını etkilediğini düşünüyorum.

Evet, dramatik bir derbi daha bitti. Dibe batırabileceğin rakibine hayat öpücüğü verdin. Bundan sonra Beşiktaş’ı çok sıkıcı bir 11 hafta bekliyor. Es kaza Kayseri’den 3 puan ile dönersen içerİdeki Konya, Göztepe maçları ile son bir hamle deneyebiliriz. Ama hiç ümidim yok.

Son olarak tamamen şahsi ahkam kesmelerimi sıralayayım. En önemli olarak camiada acil bir yapılanmaya gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle teknik direktör konusunda hemen Şenol hocaya teşekkür edilmeli ve yola Guti ile devam edilmelidir. 6-7 hafta işin rengini belli eder ki iyi gider ise seneye de devam edilebilir. Yok olmuyor ise ligin son 1 ayında yeni hocan belli olur, göreve başlamasa bile takımı tanımak, gelene gidene karar vermek için süresi olur. Sonra ki aşama Başkan ve yönetim. Fikret Orman kesinlikle bir dönem daha seçilmemelidir. Güçlü, dirayetli, tecrübeli kişilerin oluşturduğu yüksek kalitede bir yönetim işbaşı yapmalıdır. Yeni yönetimden en önemli isteğim tribün yapısının düzeltilmesidir. Fiziki olarak bağırmaya, birbirini ateşlemeye uygun olmayan stat içinden optimum yerleşme sağlanmalıdır. Gerekirse tüm kombineler iptal edilip tekrar satış yapılmaldır. (Babamızın tapu değil sonuçta) İyi bir düzen gelecek ise her Beşiktaş’lı bu fedakarlığa uyacaktır. Baskılara göğüs gerip taraftar grupları ile pozitif bir diyaloğa girilip özellikle kale arkası tamamı ile birbiri ile uyumlu bağırmayı bilen diğer tribünleri de ateşleyecek gençlere tahsis edilmelidir. (Çarşı grubunun kapalı ısrarından vazgeçip takıma sahip çıkmasını bekliyorum) Gençler lafım yanlış anlaşılmasın. Beşiktaş taraftarı her yaşta çok iyi bağıırır. Bir kere, o stada giden herkesin yolu kapalının üstündeki çukurdan geçmiştir.. Ama düzenli bir organizasyon için lider ve sesi uyumlu çıkan bir büyük topluluğa ihtiyaç var. Onlar başlasın şova, peşlerinden gidecek benim gibi çok dinazor bulunur. Tüm bu trübün laflarım uzadı biliyorum ama Beşiktaş’ın en keyif veren olgusu için aslında çok daha fazla laf etmek gerekir. 41 yıldır o tribünlere giden biri olarak uyandırayım, eğlence bitimek üzere herkesin haberi olsun.

Evet, moraller bitik, bu hafta zor geçer biliyorum ama yapacak bir şey yok. Hayat böyle, bazen Beyaz, bazen Siyah... Boşverin sarıdan iyidi Mücadeleyi bırakmak yok, yola devam. Aynen el emeği göz nuru olan ama saçma bir sebeple stada sokulmayan pankartın dediği gibi "HASTA LA VICTORIA SIEMPRE"