Atıf Keçeci 'Görünen Köy' meselesi

Atıf Keçeci

Görülen köy meselesi


2008 Yılında Beşiktaş’ın mali yönden kötüye gittiğini gördüğümüzde o seneki mali kongre öncesi bir grup arkadaşımla değerlendirme yapıp duruma müdahale etme gereği duyduk.

100 kişi kadardık kongre salonunda. İbra etmeyen kişi sayımız 5'te kalmıştı. Bizle beraber yola çıkanların şimdilerde medya maymunu haline dönüşen ikisi, daha da ileriye gidip Demirören’in asil - yedek yönetimine girdiler. Bu adamlar günümüzde eski 2. başkanla kol kola girip gene muhalefet cephesinde görüntü veriyorlar.

Fikret Orman bunlara biraz yüz verse arkalarına bakmadan yanında yer alırlar ve en hızlı iktidar yanlısı olurlar.

Bunu niye yazdım ”Beşiktaş’ın menfaati” deyip kulağa hoş gelen sloganlarla yola çıkanlara dikkat etmek gerekir, bu karakterler koltuk uğruna isimlerini bile inkar ederler.

Bizim 11 sene önce gördüğümüz geleceğe dönük tehlike "ibra etmemek Beşiktaş"a ihanettir zırvasıyla geçti. Son ibrasızlık gayreti gösterenlere tavsiyem; bizlerin o senelerde bu çalışmaları yaptığımızda kongre salonlarında efendiliklerimizden ödün verip vermediğimizi eskilerden sorup öğrensinler. Tüm sataşmalara ve de “Beşiktaş haini“ ilan edilmemize rağmen şimdi ki olaylara benzer hiçbir çirkinlik yapmamıştık.

Şimdi bu geçen zaman içerisinde neler oldu da bu mali durumla baş başa kaldık küçük bir kısmını biraz açalım.

Sene 2004... Okan Buruk G.S. dan İnter’e gitmiş, sözleşme bitiminde ise BJK o tarihte bazı Galatasaraylı futbolcularla ortak olduğundan bahsedilen bir menajer aracılığıyla transferini gerçekleştirmişti. Bu işlem esnasında futbol dünyasına “imza parası“ adıyla bir garabet girdi. Bu bonservisi elinde olan oyuncunun menajerine mi kime olduğu bir türlü anlaşılamayan ödemeler yapıldı. O tarihte yaptığım TV programında ve gazetemde bu konuyu eleştirel anlamda gündeme getirmiştim. Zamanın başkanı bana bunun günlük uygulama olduğunu söylemişti. O günlerde bir de Tello isimli oyuncunu gene bonservissiz transferinde futbolcuya 800 bin, imza parası adı altında da açıktan 600 bin dolar ödenmişti . Hatta bunun 100 bininin kimin cebine girdiği hususunda da gene dönemin başkanı ile aramızda tartışma çıkmıştı.

Günümüzde de bu imza paraları transferin en dikkat çekici cazibeli konusu. İmza parası adı altında ödenen paraları ne UFRS ne de TFRS (Uluslararası ve Türkiye finansal raporlama) standartları çerçevesinde muhasebeleştirmek mümkün değil. İşte bu nokta da sıkıntı başlıyor, kulüpler bu ve benzer kayıt dışı ödemeler için yapılan evrak tanzimleri ortaya çıktığında sıkıntı yaratan birer olay haline geliyor.

Nedir onlar? Çoklukla bir takım faturalama işlemi yapılması gibi. Kulüpler zaten bu işlerle ilgili sporcuya ait vergiyi ödüyor üstüne birde bu garabet dediğim iş bellerini büküyor.

Transfer işi çok ciddi ve riskli iştir, tecrübe ister, futbol bilgisi ister, takip ister yani çok donanımlı olmayı gerektirir . Şimdilerde bugün yönetici olan kişiler yarın çok milyon euro karşılığı futbolcutransferiyle uğraşıyorlar. Alınan adam iyi çıkarsa kahraman kötü çıkarsa “öküz altında buzağı arama“ durumuyla karşı karşıya kalınıyor. Bu nokta da tecrübe eksiklikleri menajerlere teslim olma halini devreye sokuyor. Medya spor müdürlerinin ve diğer mensupların adının geçtiği işler bile kulağımıza geliyor.

Özellikle büyük kulüplerimizin yaptığı transferlere bakın. Bugün bu futbolcları satmak isteseniz alıcısı yok . Adama kulüp bul diyorlar arkadaşlar Fransız . Beşiktaş’ta iki futbolcu var sözleşmeleri bitti imkanları olsa tezkere bırakır gibi kulüpte kalmanın çarelerini ararlar. Bu işleri profesyonel kadrolarla yapmak ideali ama bu konuda yetişmiş insanımız bir elin parmak sayısı kadar bile değil.

Anladığım Beşiktaş’ta bu işlerin günümüzde el değiştirdiğidir. Yarınların başkanı olarak konuşulan ve Q7 nin ilk transferinde mali tarafı dahil büyük gayretini bildiğimiz 2. başkan Serdal Adalı bu sorumluluğu yüklenecek, başkanla birlikte çalışma yapacaklar. Diğer 3 senede tecrübe kazanmış iyiyi kötüyü yaşamış yöneticilerin de mutlaka görüşü alınmalıdır. Onların yapacağı en önemli iş ise bugüne kadar transfer için görüştükleri bazı menajerlerle münasebetleriyle ilgili daha dikkatli davranmalarını tavsiye ederim. Zira o camiada “ötücü kuşların“ varlığını bizler biliriz, hatırlatmamız bundandır. Menfaatleri kesilince adamı çok kolay sakatlarlar..